The Dark Crystal (Karanlık Kristal) 1983

“- Başka bir dünya, başka bir zaman… Mucizeler çağı içinde.”
         Bu sözlerle başladı film. Uzun zaman önce izlemiştim bu filmi. İlkokuldaydım sanırım. Ne zaman elime geçtiğini hatırlamıyorum, ama arşivimi karıştırırken birkaç klasik filmle beraber buldum.
        Hani klasik iyi kötü hikayesi vardır ya iyiler kazanır, kötüler ölür. O tarz filmlerde savaş sadece kötülere zarar verir. Bu filmi izlerken öğreneceğiniz şey son zamanlarda bolca işlenen bir konu “hepimiz biriz ve savaş hepimize zarar verir”.
        Bulabilirseniz izleyin derim, bu tarz kukla veya stopmotion filmlere hasta birisi olarak arşivime koymuştum. İzlenmesi tavsiyemdir, çocuk filmi diyen arkadaşlarınız çıkabilir, onlara izlettirmeyin ki hevesinizi kursağınızda bırakmasınlar. :)
Categories: Film | 1 Comment

Ejderha Dövmeli Kız (Män som hatar kvinnor)

    Kitabına başladığımda diyalogların bolluğundan sıkılıp sevgilime geri vermiştim kitabı, tabi kendisi bir solukta bitirdi birinci kitabı, sonra da ikincisini. :) Stieg LARSSONS’un ölmeden önce yazdığı Milenyum üçlemesi şimdi beyazperdeye yansıdı, aslında çekileli bir hayli olmuştu ama nedense tutmayacağı düşünülüp Türkiye’de gösterime girmemişti. Tabi ikinci kitabın başarısına kadar.
    Filme gittiğimde iyiki kitabı okumadım dedim kendi kendime, film benim için gerçekten süpriz oldu, çünkü sonu belli olmayan filmler başlığı altında yer alabilecek bir hikayesi var. Sevgilim filmin kitabın tamamına paralel gittiğini söylediğinde şaşırdım, çünkü bu kolay başarılabilen birşey değildir. Film güzeldi kitabı okuyanlar hayallerinde kurduklarını görmeye, okumayanlar ise isveç usülü polisiye filmi nasıl olurmuş görmeye gitsinler. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Categories: Film, Kitap | Leave a comment

machinarium

     Amanita Design tarafından hazırlanmış ilk tam sürüm point&click adventure olan machinarium steampunk oyun arayışımın ortasında karşıma çıktı. Pek adventure yanlısı birisi olmadığım için oyunu anlatmaya kalmayacağım. Bunun yerine internetten yazılarını takip ettiğim kediler ve kitaplar bloğunu ziyaret etmenizi öneririm.
      Oyuna gelince, adventure oyunları bol diyaogları yüzünden beni kendilerinden soğutmuşlardır. Ama machinarium kendine has grafikleri ve hiç diyalog olmamasıyla benim için biçilmiş kaftan oldu diyebilirim. Küçük bir robotun sevgilisini bulmasına yardım ettiğimiz oyun zeka oyunlarıyla bazı yerlerde gerçekten sizi zorlayabilir. Yapımcı bunun içinde size yardımcı olabilecek ip ucu lambası ve plan defteri hazırlamış. Oyun içi görüntüler tek tek elle çizilmiş birer sanat eseri.
       Birde hatırlatmak istediğim birşey var, oyunun yapımcıları korsana dur diyebilmek adına oyunu 5$ dan satışa sunmuş. Tavsiyem oyunu bu şekilde edinmeniz. Bence arşivinizde durması gereken bir oyun.

Categories: Oyun | 1 Comment

Borderlands

    First Person RPG, oyunun yapımcıları oyun türünü belirlerken Borderlands’a bunu uygun görmüşler. Fallout 3 bu oyunun sistemini kullansaydı daha çok severdim eminim. Ama ayrı olarak oyun üst sıralarda yer almak için resmen bir hikaye açlığı çekiyor. Karikatürize bir dünya ve geniş olasılıklarla dolu bir oyun borderlans.

    Oyun yapımcılarının aklına belkide beklediğimiz şey gelmiş olacakki, düşmanlardan düşen silahların ve eşyaların rastgele modelleniyor olması. Oyunun ‘İçerik Yaratım Sistemi’ daha önce pek denk gelmediğimiz bir yöntem ve gerçekten iyi çalışıyor. Bu sistem sayesinde bulduğunuz eşyaların ve silahların özellikleri rastgele ayarlanıyor. Sistem 17 milyonun üzerinden varyasyon uygulayabiliyor. Varın oyun içindeki çeşitliliği siz düşünün. Aslına bakarsanız yüzleşeceğiniz düşmanların tipine ve özelliklerine de bu sistem karar veriyor. Düşmanlarınızın size nasıl saldıracağı, hangi konularda güçlü olacakları gibi oyun için çeşitliliği sağlayan konular yine aynı sistem tarafından hazırlanıyor.
      Güzel bir sistem ama ben biraz daha hareketli bir dünya beklerdim. Ateş ettiğimde duvarda kurşun deliği göremeyince yada yerden toz kalkmayınca biraz rahatsız oldum. Görevlerse Oyunda karakter geliştirme sistemi kullanılmış. Dört farklı karakterden birini seçip oyuna başladığınızda her levelde size verilen bir yetenek puanını yetenek ağacınızda ki belirli yeteneklere verip karakterinizi güçlendirebiliyorsunuz.
       Oyun boş vakit değerlendirmek için güzel, online ve lan’dan oynamak içinse biçilmiş kaftan. Ama single player modunda sıkılmanız beklenen birşey. Eğer Online-FPS hastasıysanız bu sevebileceğiniz bir oyun, alın derim üstelik yapımcılar daha şimdiden 3 ayrı ek paket çıkardılar. Ama Fallout’a benzetipte almayı düşünüyorsanız boşverin, gidip Fallout 3: New Vegas alın.
      İyi günler, iyi oyunlar.

Categories: Oyun | Leave a comment

Alaycı Kuş

   ”Adım Katniss Everdeen. Neden ölü değilim? Ölü olmalıydım. Ölü olmam herkes için en iyisi olurdu.”
     Nasıl bir insan hem herkesi kurtarmak ister ve yine de kaybetmek ister. Tabi ki en doğal şekliyle bir insan olan Katniss Everdeen.
     Bu kitap 3. ve son kitap. Bitmesin diye yalvardığımız, diğer iki kitabın birleşiminden daha fazla zaman geçirilen ve daha fazla olayın işlendiği kitap. Ben sevdim hatta devam edebilir mi yaşlanıp çocuklarına kötü ama kahraman kaderini aktarabilir mi diye düşündüren kitap.
     Gerçekten insanın içine işleyen anlatımıyla yaklaşık 6 ( altı ) saatte bitirdiğim kitap. Okuyun, okutun, uyduruk vampir hikayelerinden daha gerçek, belkide gelecekte yaşayabilme ihtimalimiz olabilecek şeylere ve yönetimlere dair bir eser. Suzan Collins’in diğer kitaplarını bilmiyorum biraz daha gençlere yönelik yazıyor ki, bana göre değil…:D

Categories: Kitap | Leave a comment

Machete (Uydurma çeviri olsada: Ustura)

        Robert Rodrigez’in senaryosunu yazdığı ve Ethan Maniquis ile birlikte yönettiği Machete, efsane olabilecek bir kadroya sahip en son kült adaylarımızdan. Danny Trejo’nun başrolde olduğu filmde kimler yok ki; Robert De Niro, Steven Seagal, Don Johnson, Jessica Alba, Cheech Marin, Michelle Rodrigez, Lindsay Lohan, Jeff Fahey…
        Aksiyon severlerin uzun zamandır ihtiyaç duyacağı türden bir film olduğunu söyleyebilirim. Stilize karakterler ve o karakterlerin, zamanla klişeleşmiş tarzlarına uygun ama alabildiğine de abartılı oyunculuklarla; sürekli ve çok konuşan kendi açısından önemli gördüğü her şeyi, her olayı izah etme çabası gösteren diyaloglarla; tabii ki kanın oluk oluk fışkırdığı, şiddetin tavan yapıp, birazda başroldeki Danny Trejo’ya torpil geçilmiş havasında sahnelerle ilerleyen bir film…
        İzleyin derim bence güzel vakit geçirebileceğiniz bir film.

Categories: Film | 1 Comment

İnception (Başlangıç)

    Christopher Nolan sevdiğim bir yönetmendir ve bu sefer aynı zamanda yazar, sayılılardan. Bu filmi izledikten sonra bu tarza ne kadar aç olduğum aklıma geldi. Artık eskisi gibi filmler çok az yapılıyor, sanırım 90′lar bu filmlerin zirvesiydi. Film sizi iç içe sokuyor, takip etmeye çalışıyorsunuz ama olmuyor, ve en sonunda gerçeğin sadece bir cümleden ibaret olduğu aklınıza düşüyor. İnsanlar değer verdikleri için ölüme bile gider (yada uyanır).
    Birşeyler düşünün sadece düşünün, çünkü bu filmi izledikten sonra düşleriniz hayalleriniz sizler için sayılı yaşam yerleri olacak, inanın bana. Bu film ben bu yazıyı yazana kadar vizyondan kalktı, ama DVD’si çıkar çıkmaz alın bir izleyin derim, arşivlik filmlerden. Bu arada dikkatimi çekti Leonardo Dicaprio psikolojik filmlere fena dadandı…:D

Categories: Film | Leave a comment

İstanbul…

Uzun zaman oldu yazmayalı, aynı zamanda Bursa’dan ayrılalı, işinden gücünden ailesinden…
Yeni iş buldu, hayatının peşinden geldi güzel İstanbul’a hep hayalini kurduğu şehrine,
Hep hayallerini yalnız kurduğu bu dünyada şimdi sevdiğiyle yaşayacak.
Seviyor İstanbul’u eskiden tek başına severdi şimdi canıyla seviyor,
Kalbi sevdiğinde saklı…
İlker uyandı gerçek dünyada cennetin hediyesi meleği geldi yanına,
Yanağına bir öpücük kondurdu, artık rüyalarını burada görecek, hayallerini iki kişilik kuracak…

 Hoşgeldik İstanbul’a…
Categories: İstanbul, Mekan | Leave a comment

From Paris with Love (Paris’ten Sevgilerle)

     TRAVOLTA’yı gördükten sonra filme girmekte bir sakınca görmemiştim. Ama sonra biraz hevesim kırıldı.
     Malesef kendi içinde filmin pek çok atlama noktası bulunuyor. Filmi izlerken bir süre sonra hikayenin bir yere varmasını beklememeye başlıyorsunuz. Ucu açık birçok olay geçiyor. Ama aksiyon seviyorsanız ki ben Travolta’nın aksiyon sahnelerini ağzı açık izledim. Vaktinizi güzel geçirebileceğiniz bir aksiyon filmi.
     Gidilmesini pek tavsiye etmiyorum ama dvdsini alıp izleyebilirsiniz. Tabi ben bu yazıyı yazarken hala vizyondamıdır bilmiyorum…:)

Categories: Film | Leave a comment

Otantik Otel Güzelyalıda Pazar Sabahı Bruch Keyfi…

       Bundan iki yıl önce Kadıköy -Eminönü hattından emekli olan Turan Emeksiz yolcu vapuru, Mudanya’da yüzer otel olmuş. Tabi benim geçen cumartesi günü haberim oldu. :) Sevgilim sayesinde. Aradım hemen kahvaltınız varmı diye sordum onlar da her pazar brunch düzenliyoruz dediler. Fiyatı çok cüzi ve inanılmaz bir açık büfesi var. Ne ararsanız buluyorsunuz. Meyvalar, yemişler, pastalar, sütlü tatlılar, çeşit çeşit omletler ve tabi ki kahvaltılıklar. :)
      Bursa yakınlarındaysanız tavsiyemdir gidiniz. Aynı zamanda otelmiş ama nasıl bilmiyorum. :P

Categories: Mekan | 1 Comment

Sex and the City Dizi, 1 – 2

          Sex and the city , kariyer sahibi ve başarılı New York’lu dört kadın arkadaşın hikâyesini anlatmaktadır. Gazeteci Carrie Bradshaw, New York’ta bir gazetede kadın erkek ilişkileri ve seks üzerine köşe yazıları yazmaktadır. Carrie yazılarını yaşadığı ilişkilere dayandırmakradır. Mr. Big ile olan ilşkisi onu derinden etkilemektedir. Avukat olan Miranda erkekler ve aşk konusunda katı kurallara sahiptir ve aşık olmadan ilişkilerini yürütmeye çalışır. Kendine ait halkla ilişkiler şirketi olan grubun en çapkını Samantha, sürekli ilişki yerine tek gecelik ilişkileri tercih etmekte ve bu nedenle fazla seçici davranmamaktadır. Grubun en romantiği ve tutucu yapıya sahip olanı Charlotte’ın en büyük amacı ise mükemmel, genç ve zengin bir erkekle büyük bir aşk yaşayarak mükemmel bir düğünle evlenmektir…

            Charlotte evlendi, Carrie hayatının aşkı Mr. Big’le yaşıyor, Miranda aldatılmanın ve aldatmanın acısını içinde taşıyor ve Samantha’nın evleneceğini düşünüyorsunuz. Dizisini henüz izlemedim, fakat filmi gerçekten eğlencelik olmuş, güzel vakit geçirmek için birebir, aşkı kaç yaşında bulursanız bulun korkular, yapılan hatalar hep aynı oluyor. Çocuk gibi ilgi bekliyor, hayallerde yaşıyorsunuz, küçük düşünceler aklınızı kurcalıyor. İzlenmesi tavsiyedir,
Neden mi? Beğendiğim nadir duygusal komedilerden biridir Sex and the City, ikincisinede bu yüzden gittim. :)


         Eğlence, arkadaşlık, moda: “Sex and the City 2”de hepsi geri dönüyor. Bu bol ışıltılı devam filminde Carrie, Samantha, Charlotte ve Miranda sürdürdükleri hareketli iş ve aşk hayatlarıyla Abu Dabi’yi de birbirine sokuyorlar. Evet film bu sefer kendilerine tam zıt bir yerde Birleşik Arap Emirlikleri’nde geçiyor. Eğlence bakımından geri kalmayan filmimiz, Carrie’nin kocasının değerini bilmesi üzerine kurulmuş. Parıltılı hayatlar her zaman güzel değildir. Evimizin ailemizin değerini bilelim ve bu filmi can sıkıcı bir günün yorgunluğunu atmak adına izleyin diyorum…:)

Categories: Dizi, Film | 1 Comment

Catching Fire (Ateşi Yakalamak) – Suzanne Collins

       “CAPITOL MUTSUZ, HUZURSUZLUK ARTIYOR, ATEŞLE DANS EDEN KIZ BİR KIVILCIM YAKTI,”

      “YERİN ALTINDAN YÜKSELEN İSYAN ŞİMDİ PATLAMA NOKTASINDA!”

       “KIVILCIMLAR PARLIYOR, ALEVLER YAYILIYOR VE CAPITOL İNTİKAM İSTİYOR…”

        İlk kitapla birlikte içimdeki okuma isteği artıyor, rüyalarım taşıyor. Merak içimi kemiriyor, yaşamın yoruculuğu hafif gelmeye başlıyor, gereksiz diye adlandırıyorum herkesin stress kaynağı dediklerini ve acı içindeki, baskı içindeki, isyan içindeki 12 koloninin haline acıyorum.
        Peki şimdi ne olacak, daha zor bir arena, daha zorlu rakipler, daha merhametli dostlar. İhtiyaçları bir lider. Onu buldular küçük bir kız. Katniss Everdeen…
       İlk kitabı bitirince boşlukta kaldım, ikincisini okumam lazımdı ve okudum. Üç kitap tek bir hikaye, uzun uzun okuyun, yavaş yavaş, sindire sindire. Siz daha ne olduğunu anlamadan sona varacaksınız, nerede son kitap diyeceksiniz. Açlık oyunlarını okuyun, ateşi yakalamayı okuyun, üçüncü kitabı bekleyin. Pişman olmazsınız. Tek kötü özelliği çevirmenlerimizin aşırı işgüzar olmalarıdır.

Categories: Kitap | Leave a comment

Die Fremde (Ayrılık)

        Küçük aileler, küçükinsanlar, küçük toplumlar ve onların küçük ama zararlı hayalleri. Bu düşünce üstüne kurulmuş bir senaryo ve çekilen filmi. Doğrusunu söylemek gerekirse gitmeyi istememiştim bu filme, drama hiç deihtiyacım olmadığı bir zamandı. Güzel sevdiğim hadi gidelim dedi kıramadım. Bolbol uyuklayacağımı düşündüren ilk yarıdan sonrahikaye kendisine bağlamayabaşladı,şimdine olacak acaba, film beklediğimdendahaazgözyaşı gerektiriyordu, ama beklediğimden fazla durgundu. Fakat hiç beklemediğim bir şekilde bitti. Güzel bir filmdi, evde izlesem yarıda çıkartırdım dvd’yi. O yüzden filmi izlemeyi düşünüyorsanız sinemada izleyin derim.

Categories: Film | Leave a comment

The Hunger Games (Açlık Oyunları) – Suzanne COLLINS

         Elindeki kitapları kapanması nedeniyle piyasaya yarı fiyatına süren yılların kitapçısı Haşeti ziyaret etmiştim yaklaşık iki hafta önce. İkisini birden aldım koydum kitaplığıma fırsatını buluncaokurum diye. Geçenlerde iş görüşmesi için İstanbul’a gidiyordum “Açlık Oyunlarını” yolda okumak için yanıma aldım. 3 saatlik yolculuğun nasıl bittiğini anlamadım, otobüs Ataşehir’e geldiğinde 140 sayfayı geride bırakmıştım . Akşam olupta Bursa’ya dönerken 80 sayfa daha okudum. Dün akşamsa kitabı tamamen bitirdim. Ben her kitabı okuyamam, eskisi kadar güzel kitap bulunmadığından şikayet eder dururum bu kitap bana belkide iyi bakmadığımı düşündürdü. İkincisine bu sabah başladım, bitirir bitirmez onu da yazacağım.
           Bu kitabı alın, ikincisinide alın, yakında üçüncüsü çıkacak onu da alın. Pişman olmadığım nadir kitaplardandır.



          Kitaba gelecek olursak, arka kapağı size bu kitabı almanız gerektiğini hissettiriyor.


       “Bu kitaba o kadar bağımlı kaldım ki, yemeğe çıktığımda bile kitabı yanımda taşıdım ve masanın altında okumaya devam ettim. Hikayesi beni birçok gece uykusuz bıraktı çünkü bitirdiğimde bile, yatakta bu kitabı düşünmeye devam ettim. Açlık Oyunları kesinlikle büyüleyici.”


“Stephenie Meyer”


       ”Elimden bir türlü bırakamadım… Bağımlısı oldum.”


“Stephen King”

KAZANMAK ÜN VE TALİH, KAYBETMEK İSE KESİN ÖLÜM ANLAMINA GELİR.
BU OYUNUN GALİBİNİN KARNI DOYACAK KAYBEDEN İSE ÖLÜMLE TANIŞACAK…
AÇLIK OYUNLARI BAŞLASIN…

      Bir zamanlar Kuzey Amerika olarak bilinen bir yerin yıkıntıları içerisinde Panem ulusu yaşamaktadır.Başkent Capitol’ün etrafında 12 bölge bulunmaktadır.Capitol şiddetli ve acımasızdır ve bölgeler bir hat boyunca sıralanmıştır.Onların her biri her yıl yapılan Açlık oyunlarına katılmak zorundadır.Yarışma için her bir bölgeden yaşları 12 ila 18 arasında değişen birer erkek ve bir kız çocuğu göndermek durumundadır.Açlık oyunları TV’den canlı yayınlanan ölümüne bir kavgadır.

    
      On altı yaşındaki Katniss Everdeen annesi ve 12 yaşındaki kızkardeşi ile yaşamaktadır.Oyunlarda kızkardeşinin yerine geçerek ölüm cezasını üzerine alır.Ancak Katniss daha önce de ölüme çok yaklaşmıştır ve bu kez kızkardeşi için ikinci kez hayatta kalma mücadelesi verecektir.Gerçekten ne anlama geldiğini bilmeden bir yarışmacı olmuştur.Eğer bu mücadeleyi kazanırsa hayatta kalma seçeneğini başlatmış olacaktır.

Categories: Kitap | Leave a comment

The Stoning Of Soraya M (Soraya’yı Taşlamak)

        Hafız-ı şirazi dizeleriyle başlayan film, aslında o an özetini geçmiş oluyor;

“Olmayın riyakârlık edenlerden
Bir yanda yüksek sesle
Kur an’ı dillendirirken
Öte yanda ahlaksızlığını
Sakladığını zannedenlerden”

        Bir şey geldi oturdu içime, bağırıp çağırmakla ağlamak arasında kaldım film boyunca. Son zamanlarda izlediğim en etkileyici filmlerden biriydi tartışmasız. Bittikten sonra bir süre kendime gelemedim, sevdiğimi kollarımın arasına alıp öylece rüzgara bıraktım kendimi. Daha önce bu kadar kötü olduğumu hatırlamıyorum. Konusu kısaca;


        “Freidoune arabası bozulduğu için durduğu küçük bir köyde Zahra ile tanışır. Daha doğrusu, gazeteci olduğunu anlayan Zahra, onunla konuşabilmek için ısrarla peşine takılır. Yeğeni Soraya bir gün önce aynı köyde yaşadığı insanlar tarafından vahşice katledilmiştir. Ölmeden önce yeğenine söz veren Zahra, bunun köyün sırlarının arasına gömülmemesi için elinden geleni yapmaya kararlıdır. Tek umudu da bu gazetecinin elindedir, dinlemeli ve bu küçücük köyün büyük günahını tüm dünyaya anlatmalıdır.”
         Film gerçek bir hayat hikâyesini anlatıyor ve anlatmak istediğini keskin bir şekilde önümüze koyuyor. Din istismarına yönelik eleştiri (molla karakteri ve çobanlık dürtüsü), şeriat uygulamalarına yönelik eleştiri (İbrahim karakteri), cinsiyet ayrımcılığına, ataerkil topluma ve çocuklardaki etkisine yönelik eleştiri (Ali karakteri, erkek çocuklar, genel toplum); insanın karanlık sırlarına yönelik eleştiri (Ali karakteri, molla karakteri, çocukların anne sevgisi, cenaze esnasında ölü evindeki yağmacılar, dedikoducu kadın, genel toplum, sürü psikolojisi).
          Son olarak perdenin içine atlamak isteyeceğiniz, edebiliyorsanız bildiğiniz tüm küfürleri edebileceğiniz, gözünüzdeki tüm yaşları son damlasına kadar dökebileceğiniz ve gerçek değildir diye hayaller kuracağınız bir film. Gidin ve sizde anlayın, anlatın, özgürlüğünüz için şükürler edin.

Categories: Film | 1 Comment

Delta ve Çocuk – İlhan BERK

          Yakın zamanda kaybettiğimiz imgelerin büyük ustası, şiirimizin uçbeyi İlhan BERK’İN bu kitabında yer alan şiirler, pek azı dışında daha önce hiçbir yerde yayımlanmamıştır. Kitabın girişinde şu yazar:



         “…bu şiirler 1955 – 1983 yılları arasında sabahları yazıldı: Sabah yazmalarında, okumalarında…”


        “Her sabah defterler tuttum; yalnız yazarken değil, okurken de… Okurken ( ki bunlar çoğun, felsefe, tarih, toplum bilim, coğrafya, vb. yazın dışı kitaplardır) bir sözcük, bir tümce beni altüst etmeye yetmiştir. Kimi zaman böyle okurken bir sözcükten, bir tümceden ( o tümceyi pek az değiştirerek ) girdiğim olmuştur şiire. Şiirler her zaman defterlerle başlamadı, ama oralarda bitmiştir çoğunlukla.


         “…bir süredir, sabahları yazdığım, bugüne değin de yayımlamadığım yirmiye yakın defterdeki bu şiirler üstünde çalışıyorum. Bunları ele alırken, değişik yaşamalara girip çıktığımı, onlarla yıkandığımı gördüm. Kimi yaşamalara – yani şiirlere – yabancılaştığımı anladım. İlk anda yadırgadım bunu; ama sonraları bir yabancının şiirlerine bakar gibi kendi şiirlerime bakmak ilgilendirdi beni. İlgilendirdi çünkü yazdıklarıma tarafsız bir gözle bakıyordum.”


         “Artık bunları bir kitapta toplamak istiyorum. Adını: DELTA VE ÇOCUK koyacağım.”

(Mehmet FUAT’A gönderilmemiş bir mektuptan.)



          Ben bu kitap için detaylar ve onları nasıl gördüğümüz üzerine yazılmış diyorum. Okuduğunuz her kitapta yazarlar size sunar siz alırsınız. İlhan BERK okuduğunuzda fark etmediklerinizi fark edersiniz. En küçük şeylerin bile üstüne ne düşünceler duygular yüklenebileceğini düşünürsünüz. Hayat detayların bize nasıl göründükleriyle geçer. Ben İlhan BERK’İN her kitabını okuyuşumda böyle hissediyorum. Okunması gereken bir kitap, okunması gereken bir yazar. Toprağı bol olsun…

Categories: Kitap | Leave a comment